Cuma, Eylül 14, 2007

On The Road..

Mao haklı;
"Yol, her zaman beklediğinizden uzun sürer" gibi derli toplu bir laf ettiği için.
Hatta bu "yol" konusunda görüş belirten tüm ölmüşler için Fatiha sonundaki "amin!"i bir ton fazladan vurgulayacağım.
Arkadaşımla Muğla'k bir yolculuğa çıktık ve ilk etapta 12 saatlik bir yolculuk için hazırlıkları yaptık. Geç gelen servis araçlarından tiksindiğimiz gerçeği bir kez daha "merhaba" dedi bize... Bir şey diyeyim mi; bütün otobüs muavinlerinin adı "Barbaros"tur. Bu Barbaros'ların skindirik ustaları vardır bir de kendileri yetmezmiş gibi.
Neyse.. Hazır mısın ey okur, uyarıyorum bak.
Muğla: Yol olduk.. Kahve servisi yapmaktaki Barbaros'a ve önümüzde oturan adamla onun küçük kızına gerildik. Adam benim tam önümde oturuyor ve koltuğu da benim matrakukalarımın tam önünde seyrediyor; küçük kız ise arkadaşımın önünde ve kız, gerçekten küçük. Ağlamakla görevli bebeklerden değil ama yine de başlı başına bir gürültü kaynağı: Çocukların şehirlerarası yolculuklara iştirak etmelerini hemen yasaklamalı birileri. İlgilenen çıkmazsa Umut Sarıkaya'ya başvuracağım. Kahveleri aldık ama o da ne? Umut Sarıkaya'nın "Abi ben Marx değilim, Suavi'yim ben!" karikatürünü "Abi ben Marx değilim, Mutaf'ım ben!" diye modernize edince ben, uzun süreli bir kahkaha krizi ve devamında otobüstekilerin bizden tiskinmesi, bizim gerilmemiz, Barbaros'un tepkisiz kalması gibi bir durum hasıl olmaz mı.. Şimdi böyle anlatınca komik olmadı lan, ben bile gülemedim yani! Ama komik. Vallahi komik. ehehah!! ..Devics, Brazzaville..
Muğla'k yolculuk sonlandığında artık dağlar şehrindeydik. Yenal Kes-bitch, Bur-Çak, İdriz, Fatabi şehri yani.. Kayıtta yaşadığımız rezilliklerden bahsetmek istemiyorum, direkt işin güzelliklerine geçeyim. Ne diyordum, heh! Güzellik, yani Gökova.
Nur Ceylan'dan Böyle Olur mu ve Siya Siyabend'den Dağlar Var eşliğinde, insanlığın kirinden, pasından uzak-rafine bir pilot bölgede bira içmek.. Rocco Siffredi'yi andıran queer turistlerin anlamsız kumsal oyunlarına bakarak çay yudumlamak, denize karşı "üçlük atmak"! Gökova bunlardan fazlasını da verdi: huzur, bilgisayarsız ortamda şizofreni..
İzmir'e yollanacakken bir yaşlı amca geldi. "Birer milyon var mı gençler?" dedi. Anlayamadık.
İzmir: Portakal Cafe.. Tuvaletsiz bir mekan. Borçlu kaldım, altı üstü işemiştim oysa.
Son gül^ler vardı canları sıkkın; turnike edilen şarapların akşamında..
Antalya Börekçisi Osman Usta'ya ve çarşıda bize "Sen, sen! Bana alkol alın!" diyen uçmuş elemana eyvallah..
İstanbul: - Hele sen bi kaynar su hazırla orospu şehir!
Notlar:
- Gerginiz..
- Sôl'den gidiyoruz..
- "Sürekli sağa giderseniz siki tutarsınız" Christoph Colomb
- Yarrraaaamı kır düğünü olacak !
- Bir hayali yaşıyorsun.. Yozgat'lıyız biz.
- Böyle bir aşk olamaz..
- Amına kodumun zenginleri !!!
- Küfredemedim diye nasıl gerildim; sadece "göt!" diyebiliyorum: organ !
- Figen migen buluruz, sen de allahasen !
- "Seyir terası Fıradım.. Kahve içek.."
- Köpek değil, Rezzak o !

8 yorum:

sylviaturtasi dedi ki...

pamuğa dökülen şarapla sarıldı yaralarım.. teşekkür ederim...

Aylak Kedi dedi ki...

bütün o inceliklerden sıyrıldım tepkim:yazıya bak !
güldüm ama gözümdeki yerin değişti.
vay anasını yaa..

Wereyda dedi ki...

Eheh eğlenmiştik çok. Hem daha bu sabah İzmir'den geldim yine. : )

Aylak Kedi dedi ki...

barbarostan naber?

Wereyda dedi ki...

Yaşadığım en enteresan yolculuk finallerinden biri oldu. Otogarda, otobüste unutuldum. Uyurken. Sonra biri geldi uyandırdı, kapıyı açtı. Oldukça garipti.

Aylak Kedi dedi ki...

bunu yazsana, nolur ya yaz lütfen :)))

Wereyda dedi ki...

Akşama yazacağım peki. : )

Aylak Kedi dedi ki...

yorum yazarken gözüme "figen migen buluruz" ilişiyor te allam ya eheheh