Pazar, Ağustos 26, 2007

Perşembe, Ağustos 23, 2007

Deneme 2..

"Tanrı da tanrı misafiri bu dünyada" küçük İskender




( ' "Sonbahar'ın gelişinin kişide mental kramplara yol açan bir kontrendikasyonu yok ama kurduğun cümlelerin çoğu ilgi çekme deliliğine işaret eden obskürantizm zırvalarından ibaret olduğu için ve sende de bunu alımlayacak regulatif donanım olmadığından, Ulysses ve Finnegans Wake'e benden daha fazla önem veriyorsun" diyen alter egosuna sırtını dönen ve bir önceki hayatında kendini portmantonun önünde unutan adam olduğunu söyleyen Teahead, Burroughs'dan pasajlar geçen ZayıfAdam'ın takiyyeci tutumuna daha fazla katlanamadığını iddia ederek kendisini dikenli kemerle cezalandıran PostTanrı'nın söylemlerine de kulaklarını tıkayıp, kaliteli bir romun onu halayıklar bahçesine postalamasını arzulayıp esmer tütünlü sigarasından bir nefes daha aldı ve yarım saatten fazla bir süredir ayakparmaklarını dehşetengiz bir ısrarla yalayan ZendostGurme'nin snopluk zamanlarından kalma fevri tavırlarını anımsayarak hakkındaki tevatürlere gözlerini kapayıp müziğin keşmekeşinde yarattığı efsunu gözlemlediğini farkeden DışarıVurumcular'ın Speed Ball'larından kendisinin de faydalanmak istediği paranoyasından alıkoyamadığı anlağını tekmelermişcesine mastürbasyon yapmaya başladı.' denmişti ona. Gövdesiyle işitti. Sadece September Song ve urnalardan boca edilen küller.. Başka bir rezervuara ihtiyacı yok Tom Waits'in Edgar Allan Poe şiirleri okuduğu kedinin. )

Çarşamba, Ağustos 22, 2007

Sukkubus..

ben jiletin öteki yanına yatıyorum sana iyi geceler ..


O nasıl bir hale
Bana cimri, başkalarına bonkör bedeninde;
Bir acı votka tadı yakalıyorum dilenen bakışlarında
'Suçsuzum' diyorsun.. 'Tarzım bu' diyorsun
Aç bir kurt gibi iniyor gökyüzüne hüzün
Kirpikler alnına deyiyor
Ben de deyiyorum alnına cevapsız sorularımla
Uykum geldi diyorum
Seni sevmekten uykum geldi
Jilete abanıyorum
Korkuya abanıyorum
Tek arkadaşım yok öbür tarafta çünkü! *

Tommaso Antonio Vitali ve elbette G Minör Chaconne. Hiç uykum yok; annemin bavuluma sıkıştırdığı bir paket sigara ile sabahı kucaklıyorum. Vibratolara, o kıvrılan ellere ağlayasım olduğunda sıkıyorum yumruğumu. Kalbim; maddenin katı, sıvı, gaz, kolloidal ve plazma hallerinin bir bileşkesi gibi. Ama aptal değilim bu gece. Yarasalaşan gözeneklerimle duyarlı ve sahiciyim: çeçe sineklerinin kalitesiz ömürlerine kaliteli ayrılıklar yazma uğraşında değilim artık geceleri. Sadece kendime yazıyorum. Egom Olmadan Asla. Beni sevenleri kaybetmeye başladığım yaştayım anne! Üzerinden henüz yeni kalkılmış belediye otobüsü koltuklarının garip bir hüznü vardır biliyor musun, daha önce ona kimler oturdu, bi' düşün. Ya şehirlerarası otobüsler. Okunan kitaplar, okunan dualar, okunan belalar. Bir şehirden diğerine giden otobüsler, bir şehirden diğerine gidemeyenleri taşırlar sakın unutma anne! Asla gitmedim, gidemedim ve bu yüzden de asla dönmüş sayılmıyorum. Adamdan sayılmıyorum.

Anladım: Sevmezsin.
Anladım: Cephanen bitti.
Anladım: Suyun kurudu. Köpek!

Tommaso Antonio Vitali ve hâlâ G Minor Chaconne. Ne sandın? "Ben senin gibi bir şarkıyı tek dinleyişte fırlatıp atmam, özümserim onu" diyen bir insanla gelecekte aynı evde kalma planımız var. Planlarım var ve buna inanamaz kimse: emprovize oliver öldü çünkü! Sen bana bir kahve daha yap anne! Sonra da mümkünse yat.. Eski edebiyat dergilerinin kırışmış sayfalarına gizli gizli içtiğim sigaraların küllerini sakladığımı bilme! Beni sakın anlama anne, olur mu.. Anladıkça kaybediyoruz çünkü birbirimizi. Herkes birbirini tanıyarak öldürüyor; yakınlaşarak soğutuyor, severek öldürüyor. Uyuşturucu kullanacağımdan korktuğunu bu kadar belli etme hem, hey, bana hiç mi güvenin yok? Mesela asla prezervatifsiz seks yapmadım. Asla yüksek dozda Radiohead almadım. Mezarlara hiç işemedim. Teravih namazlarına sadece birkaç kez cenabet olarak iştirak ettim. Karnemde sadece bir kez 4 vardı ve ortaokuldaydım. Bunu neden hâlâ hatırlıyorsun anne.. he? Beni bıraktığın dünyanın tam çekirdeğinden, cehenneminden sana hesap soruyorum şimdi: Neden ben, beni öldüresiye seven bir hüzünle büyüdüm..? Gözlerini kaçırman faydasız. Beni kaçır anne.. beni! Bir cin-cenin olarak kaçır beni, kokla, sarıl, öp. Sonra da doğur. Cemal Süreya öldü biliyor musun.. Hey, sen bana bir kahve daha yap en iyisi anne.

. . .büyük bir buz kalıbı içinde
sonsuz uykusunda köpek yüreğim!
arkama bakmadan öleceğim.

Tommaso Antonio Vitali ve sonsuza dek G Minor Chaconne. Uyutuyor beni bu kahvelerin anne.
..ben intiharın öteki yanına yatıyorum sana iyi geceler ..

Perşembe, Ağustos 16, 2007

Vincent..

And my soul from out that shadow that lies floating on the floor,
Shall be lifted--Nevermore!

Salı, Ağustos 14, 2007

Tanju Okan..


Heryaşaşarkılaryapanadam, bar taburesinde viski yuvarlıyor. Ben, sen, bi'de bi'kaç başka amatör yaşlı, koltuklara uzanmış uzaklara bakmaya çalışıyoruz. Sessiziz. Yakın gözlüklerimizi nerede kaybetmişiz; neden hep uzaklara bakıyoruz ve niçin nasıl sarhoşuz, bilmiyoruz. Birbirimize hipermetropuz.

İnsan, uzaklaşmak için vardır. İyinin can sıkıcılığı, güzel olanın gizliden yarattığı şehvet, uzaklaşmak için sebepler sunar. "Nasılsa bitecek!" distopyası habis bir tümör gibi yerleşir iki şey arasına. Sonrası sessizlik..

Öyle sarhoş olsam ki, diyor heraşkaşarkılaryapanadam. Kalbim bir kültablası olsa asla temizlemezsin biliyorum, biliyor musun.. Masa da biliyor bunu oysa, kültablaları da biliyor, şişeler de biliyor. Bir sen bilmiyorsun nedenini. Nedensizce öp, diyorsun. Dişetlerim kanıyor, şelale. Aynı kadehteki iki parmakiziyiz seninle.

Mutluluk, daimi olmayan serbest uçuşa verilen isimdir.
Gülünür.. Ortaya bir şarap şişesi konur. Meyva tabağı da unutulmaz. Dut ile kiraz yanyana konmaz. Aynı tabakta mutluluk yoktur. Kendinize başka bir planet bulmanız gerekir.

Koy koy koy, diye bağırıyor elinde süpürgesiyle yerleri silen garsona herayrılığaşarkılaryapanadam. Sahne toplanmış, bardaklar yıkanmış. Bir biz duruyoruz orada, yıkılan düşler barı'nda, biz bize. Birbirine dargın gibi, bitmekteki şarkılar gibi, kapanmaktaki yaralar gibi, uyuyoruz. Ödevsiziz. Müstehziyiz. İçimizden ambulanslar kalkıyor.

Birşey eğer başlıyorsa mutlaka biter. Buna kadercilik denmez. Gerçek denir. Kürdan kullanmanız lazım gelir.

Baloncuklar yüzeye ilerlerken, prize doğru adımlıyor hercinayeteşarkılaryapanadam.
Akvaryumun fişini çekiyor bir el aniden..

küçük İskender..


-Yatay bir kuyu olma ödeviyle gülümsüyoruz-

16 yaşındaydım onun ilk kitabını elime aldığımda ve henüz çocuktum. Erotika, dedi; ben bir şey anlamadım.


İçinde bulunduğu toplumun psikolojik sanrıları hakkında küçük olarak nitelendirilse de, büyük tahliller yapmı$ biridir o.. Ama "gay" olarak addederek -bu kült analizle- daha en baştan kendini savunma hakkını zecir usulüne yakın bir minvalle elinden aldığımız, sadist bir ressam babanın oğlu olarak hayata ofsayta düşerek başlamış bir toplumbilimci olarak küçük iskender, ya da tam adı ile : Derman İskender Över, etkilendiği insanların savruk ya$amlarından kendine çıkarttığı payları okuyucusuyla yürekli, naif ve ötede bir üslupla payla$maktan çekinmeyen bir hayat acemisidir. Ginsberg`den, Verlaine`den, Vian`dan, Burroughs`dan bahsederken, "ben bu adamların yaşamlarına imrendim ve o yüzden bu alacalı yolu seçtim." fikriyatından evvel, "onlar, böylelermiş ve beğenilmişler.. dışlanmışlar da!" düşüncesinin ağır bastığını net bir şekilde farkedebilmenizi sağlarken, hayatın şiirsel ögelerinden arınıp, kendi tabiriyle, insanlara kendi cesetlerini göstererek, saf, monolitik ve berrak bir patika izlemiş; kulvarında ilerlerken de, Nâzım Hikmet Ran, Edip Cansever, Attila İlhan, Ataol Behramoğlu, Ece Ayhan gibi ustalardan da kendine bir şeyler katmış ancak o`nu o yapan özgünlüğünü kazanması, taklitten sakınması ile vücut bulmu$tur. "Etkileşimsiz sanat olamayacağı açıktır" diyorsak eğer, İskender`i de Edip cansever`in filigranı olarak nitelendirebiliriz. Şimdi; sathi anlamların dışına taşan sözcükleri ve imgelemleri ile kendine has bir hinterland oluşturmuştur iskender.. Onun derdi, heteroseksist anlayışın körükörüne yardakçılarının ya da savunucularının anlamayacağı bir gerçeği, homoseksüellik gerçeğini onların gözlerine sokmaktır. Mehmet Tarhan`ın yaşadıklarının fazlasını yaşamış biri olarak: Trt`den uzaklaştırılmış, sunuculuğunu yapacağı okudukça programı yayın hayatına başlamadan bitirilmiş ve başka isimlerle sürdürülmüş, o ise, kendi toplumunun yoz zihniyetlerinden de şamar yemiş ancak kelimeleri silah belleyip, yazmaya girişmiştir. Kendine has, kendisine farz bir yaşam alanına sahip olduğundan, etliye sütlüye karışmadan bir yaşam sürmektedir. Torbacılarla, transvestilerle, hırsızlarla, uyuşturucu bağımlılarıyla, kaldırım insanlarıyla.. kısacası altkültür ile yakın ili$kilerde olması suç ise: Evet iskender suçludur. Evet iskender bir yeraltı tanrısıdır. Öldürülmelidir.

Ân itibariyle bir kez daha bana, "gelmiş, geçmiş ve de gelecek en iyi 10 şairden biridir kardeşim bu adam !" lafını söyletmeyi bir kez daha başarmış; "ameliyatla şair oldum ben, ameliyatla yalnız kaldım" diyerek kendisini tanımlamayı becermi$ üstinsandır o.. Kendisine hep, o isim babası bellediği Alexandros Aigos, yani küçük İskender olarak hitap edilmesini isteyen, kanımca; her şeyiyle overdose bir organizmatik yapı-dır iskender.. Küt diye düşen gece`de annesine dediği, "peki neden öyle dayanmış kapının pervazına bana bakıyorsun; omzun eskiyecek" lafıyla dahi bunca yıldır içimde biriktirdiğim, dı$ardaki maskeli dünyanın sikindirik oyuncularından kaçırdığım ağlak bakı$larımı if$a etmeme neden olmu$tur. Erotika`yı elime aldığımda 16 yaşındaydım. Büyüdüm sanıyordum; her şeye vakıfım.. Nietzsche ve Kafka okuduğumu anlattıklarım benden etkileniyorlardı. Büyüdüğümü sanıyordum; çocukmuşum. "Yaşadığını sanan ölüler tehlikelidir" dediğini öğreniyordum sonraları İskender`in, büyüdüğünü sanan çocuklar da, diyerek düzeltiyordum onun vecizesini. bir ayrılığın anatomisi`nde, "ihanete uğradım güzin abla !?" diyen iskender, mübadil`de ise "mimozalar arasında rakı yudumluyorsun" diyordu sonra. Herif sanki bana diyordu. Bana beni anlatıyor, bana benim de bilmediğim o ^ben^i anlatıyor ve bunu yaparken de olabildiğine cömert, alabildiğine pervasız davranıyordu. bu lavuk bu cesareti kendisinde nasıl buluyor, diye sorduktan sonra kendimi apayrı kültürel boşluğun içerisinde buluyor ve sırasıyla; anneler oğullarını affetmez, $ehsuvar, baç, ıslak mayıs $arkısı, perili nilüfer, etheromanie, garam, adrena line, arabesk, ay, sır göçü, sacrifice, aşk lazım partisi, sıradan bir a$k hikayesi, hüzün mar$ı, cam makas, her yerde bir kedi bakar, çok ayıp bir $ey mutluluk, izole ruh vb.. gibi inanılmaz bir kurgu, bilgi terakümü ve beceri ile donatılmış şiirleriyle karşılaşıyor ve muğlak sığlığımın mutlakiyeti ile başbaşa kalıyordum.. erotika`yı elime aldığımda 16 ya$ındaydım. bir kız arkadaşım vardı. Kulağıma eğilip bir keresinde, "bizim için ne düşünüyorsun ?" demişti. Elim ayağıma, ayağım kaldırım taşına, kaldırım taşı da oradan geçen yaşlı bir kadının ayağına takıldı. Tepetaklak olduk! Bütün dengem dağılmıştı. Ne diyeceğimi düŞünürken, bir epsilonluk hayatî bir ânda aklıma İskender`in, "bileğini kestin / bileğimi kestim : oradan çıkan iki damarı çekip yapıştırdık birbirine, artık büyük dolaşımın adı SEVDA`dır" lafı geldi. Kız arkadaşım güneşli gözlerle bana bakıyor ve karşısındaki imite denyoyu, bir nedeni yok yalnızca öptüm temalı bir hediye ile şımartıyordu. Evet erotika`yı elime aldığımda 16 yaşındaydım. Şimdi dönüp bakıyorum da arkama, herkes sevgilisini mutlu etmek için ıssız adaya düşer diyorum İskender`in de dediği gibi. Herkes denize düŞtüğünde, sarılacak bir yılan arar durur. Sonra iskender gelir ve der ki : belki de yılan, sadece ayağa kalkıp suçu üstlenemediği için suçlu !

..Büyüksün iskender ! pardon, küçük..

Pazartesi, Ağustos 13, 2007

Some Day..

Küçükken ailenin dünyasında yerin yoktu..
Yorgun ve ölü bir ağacın yaprakları gibi düşüyordun öyle..
Okulda öğretmenlerin seni aptallaştırmaya çalışıyorlardı..
Çocuklar neşeyle oyunlar oynarken sen onlardan kaçıyordun öyle..
Bi' gün,
daha güzel bir dünya buldun kendine.

Cuma, Ağustos 10, 2007

Umay..

Sokaklar uyukladı artık sarılabilir tüm güzel çocuklar.. Hepsi şüpheli, hepsi fişlenmiş ama yine de sarılabilirler. Tenlerinin birbirine yorgan olduğu yataklarda tarçın tarçın uyuyabilirler artık: sokaklar uyudu. İzmaritlerin, kırık enjektörlerin üzerinden kanatlı kızlar geçiyor; ölünceye dek babalarını seveceklerini zanneden ama aşık olan kızlar; kalpleri kurşungeçirmez camdan.. Aşklarına düşen kırmızı rujlarını, kırılmış bilek gibi bakan gözlerini özlediğimiz kızlar onlar.

- Artık özgürüm.. Öyle yalnızım ki..

Green Grass..

Sen yine de bunları önemseme.. Başını, eskiden kalbimin bulunduğu yere yasla ve Tanrı'nın beni bir ağaca dönüştüreceği günü bekle. Yeşiller içinde kalışımı, meyvelenmemi bekle. Marjinal faydamın sıfır olduğu yerde tatmin olacağını garanti ediyorum sana. İktisat bunu söylüyor, Tom Waits bunu söylüyor. Hava durumu spikerinin "bu sabah yağmur var İstanbul'da" dediğini duydum demin.. Demin Haydarpaşa'ya giren Ankara trenleri gördüm. Ama sen, sen yine de önemseme bunları olur mu.. Kuşların farkedilmediği bir natürmortta gördüm az önce seni, az önce, Tanrı'nın el falında, uzandığın yemyeşil çimenleri gördüm senin.. Beni sevdiğin zamanları hatırladığını, bulutları çentik çentik ettiğini.. yanağındaki gül bahçesini gördüm. Sonra boşluğa dönüştüğümü anladım birden.

ama sen, yine de bunları önemseme olur mu; başını eskiden Tanrı'nın olduğu yere yasla.
Edit: Ona onu sevdiğimi söylemiyorum.

Perşembe, Ağustos 09, 2007

Valerie II..

Nerede kalmıştık, oradan devam edelim incelmeye..

Valerie I..

Tüm yaşamım boyunca gördüğüm en güzel kadın olduğunu söylesem ve sonra da bu saplantılı halimin daha ileri boyutlara vardığını, baktığım yüzlerde senden parçalar olduğu umuduyla herkese iyi davranmak ve gülümsemek zorunda kaldığımı eklesem.. Ellerinden ve gözlerinden sonra; nefesini kıskanıp da küsen rüzgâra dönük, öyle dağılgan ve usul saçlarından sonra, "tell me the lies" diyor sanki yüzün.

Kroniğim! Platoniğim!

22 : The Death Of All The Romance..


İkimizi de aynı pis kokulu büyücü kadın yazdı tüyden bir kalemle.. İki farklı verev muskanın içine, iki ayrı kutsal yeminle konulduk. İki ayrı kişi taşıdı bizi boyunlarında; iki ayrı kentte, iki ayrı yeşil reçeteyle ve doktor kontrolünde alındık iki ayrı doz halinde. İkimizden birinin ayrılacağı kaderimizde yazıyordu. Karşılıklı reyonlardaydık, karşılıklı dünyalarda.. Bazen biri senin yanağını sıkıyordu ben kıskanıyordum; benim kollarımı buruyorlardı kalbin kabarıyordu senin.. benim dallarımda elma, seninkilerde erik, aynı değildik.

Trikotaj atölyesinde tanrı senin gözlerini yapıyordu o sıra. Ben pörçük, henüz ayakları tamamlanmış, boyun kısmı rotang elyafıyla doldurulmuş, hissiz ve oldukça mekanik, sadece senin olduğun yere, seni karşılayan ve içeren yöne bakıyordum. O vakitler, gözlerim bir çift tahta göçmen kuş-tular, uçamıyordum.

Sonra sıra ellerine ve karnına, en son da patilerine geldi. Ben eksik, henüz kafasız, yani akılsız ve zekâdan yoksun; stabildim. Saçdiplerime arılar konuyordu. İğnelerini olmayan beynime sokuyorlar, bağırsaklarını henüz tasarlanmamış sinir hücrelerimin olası bölgelerine bırakarak intihar ediyorlardı.. zararsızdılar. Üzüldün; kirpikdiplerinden bir demet krizantem düştü, sarardı-lar. Sonra beni tamamladı tanrı: Artık sen ve ben, biz, ikimiz.. bir olmak için hazır ve nazırdık. Tanrı yolun sonuna gelmişti, serbesttik, alabildiğine cenin..

Neden sonra önce bakışı, sonra süzüşü, sonra aşkı ve nihayetinde de düşüşü keşfettik.
Dedim ya, iki ayrı kafesteydik seninle.. karşılıklı.. karşılığı olmayan.. olamamış..

Bitti.

Çarşamba, Ağustos 08, 2007

Pranayama..


Quel Dommage.

Bırak nefes alsın gözlerim ve bundan sonraki zamanlarda da susayım ki altyazılarımı okurken kulakların da kanamasın. Sonra hiç nedensiz bir şekilde uzak bir şehrin o tütün kokan kaldırımlarından birinde çöküp bağcıklarıma bakarken bulduğunda beni, hiçbir şey demeden geç git ki yanımdan kimsesizlik ile yalnızlık'ı birbirinden ayırmayı öğreneyim. Yoruldum bilinçsizliğimin kurbanı olmaktan; şekillendirdiklerimi tekrar şekilsizleştirmekten, bu kronik sadizmden yoruldum. Mola da istemeyeceğim, sadece artık cevaplandıramadığım soruların cevaplarını arama lüksünde hissetmiyorum kendimi. Uzaklara gidince yakın olan yok!^sa ve yakınlarda da kaçıp saklanabileceğim bir tımarhane bulamıyorsam, paçavraysam zaman zaman ve lalettayin serseriysem, hala çakmakla bira kapağı açamıyorsam ve kahvaltısızsam, sarhoş olamıyorsam;
"-ebilememek" ise eğer tek "-ebilebildiğim" ve birazdan bütün yarınlar dün ise, bütün şartlar olgun ve sereserpe, gerçekler komik bir kozmik yalansa, parmaketlerimi kemirdiğim şehir-ler-de ara ara parasızsam, her neysem, ne boksam ne püsur isem,
bırak dağınık kalsın. İstesen de değiştiremezsin. Bak, katil bir tanjant geçiyor, dilek tut.