Pazar, Temmuz 29, 2007

Siklamen..

gidip havayı değiştirdiğin zaman siklamen
bir fransız filminin içine giriyoruz birlikte
nasıl birisin? nasıl giriyorsun benim hayatıma
afedersiniz siklamen demiştim bir gün bir yerde
siklamenin meleksi formlardan oluştuğunu biliyor musun siklamen
ama yüreğinde ölümü anımsatan bir krizantem var
onu dolduramıyorsun sadece havayı değiştiriyorsun
yaprakların yüreği andırıyor ve birisi
giriyor oraya senden ve benden habersiz
o yok-biri kurumuş siklamen yaprakları gibi
kızıl bir bayrak gibi koruyorsun o yok-birini
kalbin siklamen petalleri gibi gizli dokunmaya korkuyorum
korkutma beni ve o yok-birini
orada kal sağlam kızıl bir bayrak gibi

Pazartesi, Temmuz 23, 2007

Büyü..

Caty dedi:
Bütün malzemelerin hazırdı, beni senin yapacaktın. Soğuk taşa uzattın, kaftanının bol kollarına sakladığın uzun tırnaklı parmaklarını hançerime doladın. Dudaklarına diktim gözlerimi, "söz"ler dökülecekti ve ben yok olacaktım. Hataydı değil mi gözlerime bakman? "Söz"lerini unuttun. "Seviyorum" dedim ve çarpıldın. Korkma! Zamana direnemiyor bu "söz"le yapılanı. Gözlerimden kurtulunca kulağıma fısıldarsın abrakadabra'nı.

Çıkar İlişkisi..

Caty dedi:
... sen beni baştan çıkaracaksın, ben seni içinde üşüdüğün dibi sulu kuyudan.
... ben seni çıkaracağım içinde üşüdüğün dibi sulu kuyudan, sen beni üzerine çıkaracaksın.
... sen beni hayatından çıkaracaksın, ben seni çıkardığım kuyuya iteceğim.
belki atlarım arkandan.

Oyuncak..


Caty dedi:
Gözlerini kapa, başka şeylere bakarken olmaz. Gözlerini kapa, bana bakarken de olmaz. Ayna olacağım ben sana; sen, içime diktiğin gözlerinle kendini göreceksin. Ben de öyle bakacağım sana, sonsuz görüntülere karışacağız. Ben senin memeni tutarken kendime dokunacağım misal. Sen beni öperken kendi dudağını kanatacaksın. Kaptıracağız... Ne annen çağıracak seni bu oyundan, ne akşam ezanı benden kurtaracak. Sen sıkılınca beni kıracaksın, ama senin de canın yanacak..

Parrhesia..

(Bakış acısı: Anlaşılamamak, anlaşamamak, anlamamak, anlatamamak, açıklayamamak vd.. )
Sen benim seni anlamadığımı söylüyorsun, ben senin beni anlatamadığını.. Ben seni okurken artık gözlüklerime ihtiyaç duymuyorum; ayracın nerede olduğunu da, kâğıdın desenini de unuttum: Ben artık seni anlıyorum çünkü. Anladım.. Anladıkça kaybettim seni, iletişim ağımız koptu, kopan yerlerinden dikemedik; olmadı. Şiirler dilsizleşti, susuşlar anlamsızlaştı; bak ne güzel artık çok geç; olmadı!
Küçük hesaplara alet edilen gülümsemeler kesmez oldu.. Büyük denizdeki küçük balık, ortanca balığın ağzını elleriyle açtı. Dişleri kesmez oldu.. Kelimeler hadlerini bilmeyerek cümlelerden kaçtılar. Çırılçıplak paragraflardan birinde unutuldu kurutulmuş küçük balık iskeleti..
Epeydir unuttuğum bir şeyi yarım yamalak hatırlayışım gibisin.
Bidi bidi'sin.. Sebebi yok: Geç oldu.

Sen benim seni sevdiğimi söylüyorsun, ben senin beni açıklayamadığını.. Ben seni severken artık daha hoyratım; süt dişlerim döküleli uzun zaman olduğundan mıdır bilmem, şahdamarların kanıyor öptüğümde artık bir şeyleri.. Şarkıların da eski hüznü, aşina tadı yok mudur nedir; yoksa mesaj kaygısı taşıyan acılar mı taşıyoruz göğüskafeslerimizde ki üstelik bilemem ki.. Hem artık ne önemi var ki, oh be artık çok geç.. Gece oldu.
Oyalanacağımız yalanlar sunduk gümüş tepsilerde: Olmaz'lara güldük, bok'lara küstük, ama ama ama ki'lerle sardık kabuklarını yara'salarımızın. Yaşasın artık çok geç, ve bekleyeceğim hiçbir şey yok senden.. En küçük bir şey yok. Günlüğüme adını yazmayacağım, şiirlerimi yakmayacağım bundan sonra. İntihar da etmeyeceğim misâl, bilmeyeceksin. Saçlarım yine dağınık, yine jöleli, yine yana taralı; ve her şeyi unutmaya kararlı, yaralı.. Nerede kalmıştım unuttum;

heh, ben seni unuttuğumu düşünüyorum, sen gülüyorsun.. Başlamayan hiçbir şey bitemez, diyorum yanımdakine; o, sessiz ve aldırışsız..
Sahi; artık çok geç.

Cuma, Temmuz 20, 2007

Deneme 1

(Birbirleriyle kankardeş olan vampirlere küstüğünü hatırlayan adam portmantonun önünde cekedini iliklemekte.. Uzak şehirlerden geldiğini iddia eden kadının güncesi masanın üzerinde.. Sayfalarının arasında kurutulmuş arkaik ormanlar. Damarlarında H. dolaşan kız, tırnaklarını yemekte.. Bu gece hiç sabah olmayacak! -Fonda, 22: The Death of All The Romance-Bahçedeki mazgala düşen sigara, büyük bir yer sarsıntısı ile söner. Muazzam gri. Muazzam telâş. Muazzam öfke. Tencerede bir erkeğin beyni kaynamakta ve beyin-omurilik sıvısı sarı, koyu kıvamıyla su yüzeyinde belirmiş.. Hava sıcaklığı 150 Kelvin! -Alaskan Pipeline, alacakaranlık düşleri- Son'yaz.)
Avuçlarınızda tarifi zor fesleğen aromaları, kesinlikle konuşmuyorsunuz. Lalettayin sessiz; amorf ve paçavrasınız.
Aşırı dozda aşk almış küçük kız. Adam, bedenini portmantonun önünde unutup da gitmiş. Kadının kesik kellesi güncenin üzerine düşmüş. Yanmış orman! Kaynayan su, taşmış. -Tom Waits, sallanan sandalyede yavru bir kediyi sevmekte; ona Edgar Allan Poe'dan bir şiir okumakta. Toz. Metal. (-She Has No Time-)
Başınızı keskin bir açıyla çeviriyorsunuz -tam ölüm radyan!-.. Yaa Baa da denilen, renkli, kalp şeklinde, küçük halüsinasyon haplarını ağzınıza götürüyorsunuz. "Sizi bir intihardan tanıyorum ben, belki yollardan"

Perde

Pazar, Temmuz 15, 2007

İsmi Yok Bu Yazının..

Resim istemiyorum.. Karşılığı olsun istemiyorum.. Tansık istemiyorum.. Ütopyalar kirlensin istiyorum.. Hep büyümeni istiyorum.. İyi ki büyüyorsun..

Çarşamba, Temmuz 11, 2007

Cenaze..

"Bugün senin cenazen, kalktı benim içimden
Aklımdan geçti bütün yaşayanlar ve ölenler,

O kocaman boşlukta, uyur gibi koynunda
Anlatırken rüyalar, seni bana; sonu sana"
DANdadaDAN..

Şiir..


10/07/07 - 11/07/07


I.


çek ispanyoleti kalbim,
içine aşk girsin!
tebessümler karşılıklı, sevmeler karşılıksız
yek attın kalbim,
tırnakları yenmiş bir gece kadar sakin;
şimdi burada duruyor olsa, uzak nehir çalkantısı bir alabora hüzün
patlayan amatör sardunya, göğüskafesinden çatırdayan yalnayak bir amfora
gibice dursa ya derininde, uysal kuğu uykusu ve
kutsal temasın terkisinde devrilen leylak uğultusu
sek içtim gözlerini, de!
bağışla, de!
idam mahkûmunun boynu kadar hazin..
bu gece, aşkta boy verdin kalbim,
şnorkel su alıyor, sal su alıyor, deniz sulanıyor odacıklarından
oda servisin çok kötü be kalbim,
bu gece,
sen vatman ol -koltukaltında erimiş latent bahar
traverslerine C4 döşeli bir şimendifer olsun
bedenim
diyesin ki, apselerinden gözyaşı aksın
o orta-yaz kımıltısı, cevabı olmayan suallere eğilerek kırılan boynumuz
"meleğin biri durmaksızın keman çalsın!"
diye bir haikuydu aramızda temmuz!


II.

bazı balıklar sürahiye hapis suya ağlarlar॥
sağ yanağında sarhoş bir gamze taşıyan kadın,
sol yanağında ölüm phallusları
güler: newton kendini elma ağacına asar
güler -ki siyanürdür-: peltek bir vaiz teneşire adın yazar
şimdi yarım bir yarının yalınlığında
yakarak yalnızlığının topuklarını öyle manâdan uzak
kendine tek bir küfrü, tek bir yemini fısıldar:

"kaldır gözkapağını kalbim
ruhuna ışık girsin!"

Perşembe, Temmuz 05, 2007

Kente Dönüş..


*Feridun Hürel, “Sana Değmez” dese de..*
“Birkaç mektupvari
sararmış resme,
bakıp da seni anmaya değmez..”

Ayaklarım, yollara forsa.. Sen'deliyorum şehirlerin arasından geçerken bir gondol misali, çünkü ayaklarım hep gitmelere alışıklar: Vapur küpeştesindeki martıya baktım, ağlıyordu.. Meşrubat servisi yapan hostun tıknaz aceleciliğine, üşüyen boynuma ve burnumu ısıran poyraza aldırmaksızın, sadece geliyorum ama ben. Terk eylediğim şehirler kadar çok umutlarım; içlerinden biri geceyarısı hortlayıp “Mola süremiz 30 dakikadır!” diyor.

Kitabıma dönüyorum..
Ellerim, bacaklarıma tutunmuş.. Yoksa ahengi kalmıyor vücudumun; dengesizleşiyorum, aptallaşıyorum.. Utanıyor parmaklarım, tırnaklarım uzuyor aniden.. Belirsiz gölgelerin tahakkümünde eğiyorum başımı ve susuyorum. Avaz avaz, replik replik.. Sonbahardan kışa sızar gibi, kodlanmış bir tavır alıyorum yüzüm.. Hipotenüssüz bir dik üçgen oluyorum sonra,

Kıbleme dönüyorum..

Kente Dönüş, o ara yollar.. o ara ara yollar.. Yollar beni bir başka kıtaya.. Ölmeden;

Kendime dönüyorum..

İntihar..

Oktarin, görül-e-mez..
İçinde bulunmadığın bir film, içinde olmadığın bir şarkı.. Seyrettim bütün çocuklar amatör yaşlılardı. Başarısız sonuçlarla avunan, güzel sözler söyleyerek birini yitirme oyunu oynayan bir hürseyyahım ben. Birazdan gideceğim; barış yoluna doğru atacağım adımlarımı. İçinde benim olmadığım, içinde benim ölmediğim gülümsemelere gideceğim cebimde taşlar ile.. Seni beklemiyorum.. Gelmeni ya da gitmeni. Tüm bir günü benimle geçirebilir misin, (asla!)..? Toprağın da bir yerlere uzandığını gördüğümü söylesem de mi, (imkansız!)..?
Dedim ya, oktarini göremezsin. Bana yalanlar söyleme.

Cry..


Tül tenine kül kelebekti dokunuşlarım..

Daha o zamanlar küçüktüm ve Olric de yoktu.. Sen ellerimden tutar atlıkarıncalara götürürdün beni; karıncaların kanatları olurdu: Mavi! Gelir ayaklarımı yerdiler; susardım. Ellerimde senin göz-oyukların. Çok şahane veda apoletleriydi onlar, gözlerin; bir artezyen çığlığı, bir koruma kalkanı, bir sallanan el daima bileğinden kesik.. Bütün temaslar bitti..

Gittim: Fotoğraflarımızdan sonbaharları çıkarmayı unutma e mi..

Pazartesi, Temmuz 02, 2007

Trust..

Başka bir "ben" var insanın içinde ve o sadece ara ara ortaya çıkıyor.. İnsanlara güvenmek gerektiğini bilmeme rağmen, bazen ölçüyü kaçırıyor ve hak etmeyenlere kutsal manalar yükleyerek gerçek ile yalan arasındaki bağı epritiyorum. Evet hissediyorum bunu; ne zaman aldanacağımı kestirmeye başladım. Ne zaman salt sahtelikleri görmem gerektiğini çözümledim.
Gözgürültülerine ve başaklara inanmıyorum ben artık.. Dağlara ve eteklerine inanmıyorum.. Sırtımdan vurmadan önce, "pışşt" deseydin ya.