Salı, Mayıs 15, 2007

Vazgeçebilmek..

Bilinmeli ki kolay değil. basit değil..

Zincirleri kırmaktan bahsediliyor vazgeçebilmek dendiğinde; oysa membranın yırtılmasıdır vazgeçebilmek, kimliğin değişmesi, asit-baz balansının kayması, yeşilin yürüdüğü bir dalın ağır ağır kırılması.. Çiçeğin solması kanırta kanırta. O pencereden o denizin artık o kadar da güzel olmaması. (eğiyorum başımı bu cümlede)

Önce sahip olur insan. Bir "şey" vardır ve artık o`nundur. Kazanabilmek, sahip olabilmektir adı: adı, nüfus memurunun kayda geçmeye can(simidi) attığı bir güzellik silsilesidir; müteselsilen sorumlu kılar insanları; "sahibim! efendim benim!" canhıraşlığında bir teslimiyet ve sahiplenme akdidir zımnî. Zaman, o kutsal ama acımasız tanrı, atomları moleküllere lehimler gibi, sahip olunan ile sahip olanı iliştirir gibi.. bağlar..

Misali yok, eşsiz bir ahengin hinterlandı bu görülen; bu hissedilen yalınlık, bu sahipliğin ve vakfedili$in bitimsiz efsununda adımlayan manolya ezgisi... Neyse yahu. Gelgelelim vazgeçmek gerekiyorsa sahip olunandan, gelelim ve gidelim bezbebeğim, dağım eteğim, mistik kuşum!

vazgeç benden: sevinçler gülmüyor!

Vazgeçilenin avaz avaz iniltisi şimdilerde. He?

1 yorum:

Aylak Kedi dedi ki...

vazgeçen gibi görünüp esasında vazgeçilen olmaya ne dersin?