Salı, Mayıs 29, 2007

Adın Yoktu Tanıştığımızda. .

“...eksiğini de duymadık” diye devam eden bir Murathan Mungan şiiri var; Omayra.

Bazı ânların, bazı tanışmaların önemi yoktur; ne şekilde, ne kılıkta, hangi koşullar altında vücuda geldiği önemsenmeyen, sıradan, sıradışı, gündemi takip etmeyen tanışmalar vardır. İnsan istiyor ki tanıştığı kişi hep aynı kalsın, zaman onu değiştirmesin*, eprimesin, azalmasın, imgelerinde yaşattığından farklısında karşılaşmasın onunla. Netekim mümkün olmaz çoğu kez, yönsüz bir hâle, tanınmaz bir kıyafete bürünür karşıdaki. Aslında nasıl'ının, neden'inin, ne zaman'ının hiç önemi yoktur ve olanları değiştirmek için harcanması gereken bir çaba olmadığının farkındalığına nail olduğunda meşru bir tepkisizliği koza beller ve boşverir.

(...) Ben tanıştıklarıma isimlerini sormuyorum. Hoş; sorduklarımın isimlerini de duyduktan birkaç zaman sonra unutuyorum. Görüntüleri yetiyor çoğu kez, tıpkı Mungan'ın da dediği gibi “bazen bir rüzgârı bazen birkaç zeytini / adının yerine kullandık” diye, aynen öyle.. Nesnelerle avutuyorum ben de kendimi zaman zaman: Pencereden, görüyorum, çok uzak bir dağın başında bir katı duman yükselmekte; krater gölünü andıran bir bulut reveransı, traktörlerin ayak seslerinden ürken toprağın cildinde gözyaşları gibi minik ve yuvarlak salyangozlar, sonra, elinde tırpanıyla bir yaşlı kadın giriyor tarlaya ve ağaçlardan kuş firarları o ânda, az sonra, kahve bitiyor ve dolduruyorum tekrardan, -grinin tekrarı;- çok az sonra, televizyonda bir bombalama haberi ve bir çocuk kopuk bacağını dikiyor elleriyle, evet az sonra, verev bir muska gibi duruyor tahtında güneş ve sıcak ve yabancı ve netameli ve unutkan ve evet evet az sonra,

sen geliyorsun!

- Hatırladın mı beni, senin çok eski bir dudağınım öptüğün..

..(gülün geceliği söküldü)..

Hiç yorum yok: