Perşembe, Mayıs 31, 2007

Gün..


Hepimizin gün^ü aynı farkettin mi, dedi..

Sahile vurmuş şeytanminarelerinin ve caretta caretta ölülerinin arasından, midye kabuğu kesikleriyle dolu avuçlarımızla yaratabiliriz günü, dedim..

Ben hâlâ inanıyorum tansıklara..

Salı, Mayıs 29, 2007

Adın Yoktu Tanıştığımızda. .

“...eksiğini de duymadık” diye devam eden bir Murathan Mungan şiiri var; Omayra.

Bazı ânların, bazı tanışmaların önemi yoktur; ne şekilde, ne kılıkta, hangi koşullar altında vücuda geldiği önemsenmeyen, sıradan, sıradışı, gündemi takip etmeyen tanışmalar vardır. İnsan istiyor ki tanıştığı kişi hep aynı kalsın, zaman onu değiştirmesin*, eprimesin, azalmasın, imgelerinde yaşattığından farklısında karşılaşmasın onunla. Netekim mümkün olmaz çoğu kez, yönsüz bir hâle, tanınmaz bir kıyafete bürünür karşıdaki. Aslında nasıl'ının, neden'inin, ne zaman'ının hiç önemi yoktur ve olanları değiştirmek için harcanması gereken bir çaba olmadığının farkındalığına nail olduğunda meşru bir tepkisizliği koza beller ve boşverir.

(...) Ben tanıştıklarıma isimlerini sormuyorum. Hoş; sorduklarımın isimlerini de duyduktan birkaç zaman sonra unutuyorum. Görüntüleri yetiyor çoğu kez, tıpkı Mungan'ın da dediği gibi “bazen bir rüzgârı bazen birkaç zeytini / adının yerine kullandık” diye, aynen öyle.. Nesnelerle avutuyorum ben de kendimi zaman zaman: Pencereden, görüyorum, çok uzak bir dağın başında bir katı duman yükselmekte; krater gölünü andıran bir bulut reveransı, traktörlerin ayak seslerinden ürken toprağın cildinde gözyaşları gibi minik ve yuvarlak salyangozlar, sonra, elinde tırpanıyla bir yaşlı kadın giriyor tarlaya ve ağaçlardan kuş firarları o ânda, az sonra, kahve bitiyor ve dolduruyorum tekrardan, -grinin tekrarı;- çok az sonra, televizyonda bir bombalama haberi ve bir çocuk kopuk bacağını dikiyor elleriyle, evet az sonra, verev bir muska gibi duruyor tahtında güneş ve sıcak ve yabancı ve netameli ve unutkan ve evet evet az sonra,

sen geliyorsun!

- Hatırladın mı beni, senin çok eski bir dudağınım öptüğün..

..(gülün geceliği söküldü)..

Cuma, Mayıs 25, 2007

Ahmed Arif..

33 Kurşun, diyen adam.. Pusatsız, duldasız, üryan.

Saf şiirin, üzerinden fırından yeni çıkmış taze ekmeğin kokusunun yükseldiği tertemiz, buğday kokulu şiirin “Ve ben şairim, namus işçisiyim yani!” diye kendini tanımlayan tok sesli Karanfil Sokak sakini..
Onun şiirinde, Anadolu'nun kahrından kopup da gelmiş yağız delikanlıların ve poşuları ardından dünyaya kaçamak bakışlar atan bakımsız köy kızlarının nefesleri vardır: O kızlara tecavüz edenler vardır, o kızları o delikanlılara öldürenler..
Biliyorum, sen de mi diyeceksin..

Perşembe, Mayıs 24, 2007

Minimalist Sokak Kedisi..

Kedileri sevmiyorum ama "her yerde bir kedi bakar" demişlerse doğrudur. Pis hayvan bir kere kedi, nankör, sahibine sonunda ihanet eden.. Her yere işeyen, kural nedir bilmeyen, tırmalayan ve sonunda da küfreden bir asaleti var; top oynadığımız taş zeminde de gezerdi bir kedi, daldığımız erik ağacında ayak izleri olurdu muhakkak, kafamıza diktiğimiz suyun yansımasında onun o karakalem gözleri.

Pis hayvan kedi. Aşık olunası bir pisliği var.

Çarşamba, Mayıs 23, 2007

Islak Mayıs Şarkısı..

“yalnızlık okuma-yazma bilmiyor”

Sebebi meçhul, mayıs kötü ediyor beni.. Babam mayıs'ın başlangıcında, kutsal olarak kabul ettiğim bir günde doğmuş; ilk kez mayıs'ta başlamış işe, ben ilk kez mayıs'ta aşık olmuşum. Şimdi mayıs.. Mayıs'ın bilmemkaçı; bilmem ki kaçı? Kaybettiğim yerlerimden kaybediyorum yine; birkaç saat sonra biri, strafor bardakta asidi kaçmış kolasını yudumlarken aklına ben gelir miyim; beni görür mü o ân otobüsünün buğulu ve kirli camının bir yerinde, bir temas noktası arayan yokluğuma sarılır mı kıpırtısız?

“neşter perisiyim şimdilerde”

Yarısı yenmiş, yarısı kararmaya terkedilmiş bir incir gibi, uzak odaların loş köşebentlerine sinen tozdan yağmurun gölgesinde çürümeye mahkûmum sanki. Siktimin tasvirleriyle avutulmuyor ki yaşam; realite zincirleri ve sorumluluk prangaları ile kuşatılmış yitik benlikler, doğumgünü pastasının üzerine mezartaşları gibi dağıtılmış süs mumlarını andırıyor. Kullanılıp atılan, prezervatif fonksiyonu gören naylon kimlikler takılıyor bazen ruhumun yakasına, fiyakasını bozuyor umudumun, aşkım okyanusa maya çalıyor: Yaralanıyorum, yara alıyorum en yakın eczane vitrinini kırıp..

“bir tren raydan çıktı vücudumda”

Neden hep ikinci olmayı kabullenme, neden bu sonradan montaj sahteliklere her defasında inanma oyunu..? Basit oysa görünenin kıyısında yürümek, oysa çok basit bu cibilliyetsizliklere aldırmadan mutlu olmak.. mutlu olmak..., az sonra.

“işkencede kısa kalbim”

Bazı bazı nedensiz heder, nedensiz keder ve kibir hissiyatı, melankoli salatası, his ishali buruşuk saptamalar lunaparkı.. Eğlencenin en draje kısmında bir elektrik kesintisi, tahta balerinin etekaltı traşını yapan ihtiyar melek, gözlerden okyanus yaratma keşmekeşi, çarpıp çarpıp duran arabalarda gecekondu enkazı tebessümler. Kumbaramda sadece bu kadar ölü kalmış.

“içime beton bir martı döktünüz”

Siktirip gidiyorum gece geceliğini giymeden.. Demiştim ya, sebebi meçhul ama kötü ediyor beni mayıs.. "Ce!" diyorum sabaha, sabaha kadar, elveda!

Pazartesi, Mayıs 21, 2007

Palyaço..

Gülerken ağlayanlar.. Stephen King'in "It" atraksiyonu ile çocukların ucubesi hâline getirmesi bile bazılarındaki palyaço hüznünü değiştiremedi.

En güzelini Turgut Uyar baba demiş amma:

"biraz biraz anlıyorum ki,
yüzler eller, o terli vücutlar filan
her şey plastikmiş biraz

haydi sirtaki yapalım palyaço
rakı doldur, yine eksildik biraz"
..

Apart..


Muğla^da kaldığım yerin adı bu şekilde anılıyor.. Apart diyorlar bu özel yurttan bozma, sikik olanaklarına rağmen övülen lânet yere.. Bunun dışında içinde bu kelimenin geçtiği şarkılar muhteşem oluyor nedense; kaderin bir oyunu mudur, trikotaj üstadı tanrı^nın bir ibneliği midir çözemedim ama şu ân ki yaşamının büyük kısmının geçtiği apart^ın karşıma böyle bir formasyonla geleceğini, beni ruh deliklerime dek etkileyip, daha sonra da blog denen bu "yeni nesil günce"ye bu söz zırvalıklarını dökmeme sebebiyet vereceğini tahmin edemezdim.

[Robert Smith, dudaklarındaki neşteri bir yanıma sapladığından beridir Muğla^ya olan nefretimin azaldığını hissediyorum. Mazoşistik bir yönlenmeyle, çilecilik temelli bir mutluluğu ve salt/rafine huzuru arayış şekliyle karşı karşıya kaldığımı ve "bana ordan bir kasa bira versene Fatih abi!" diyaloglarından birinde konuşmacıymışım gibi duyumsadığımı anlıyorum.]

Geniş olarak nitelendirilmesi yalan kapsamına girecek bir salonu, salonun içinde tükürük kadar duran mutfağı ve banyosu, banyonun yanında da diğer 2 oda arkadaşımla beraber konakladığım, bu imkanlardan faydalanmak için de astronomik bir meblağ ödediğim ranza sistemli, az ısıtmalı, kutu kadar bir duvarlar toplamı apart..

Duvarlara gelişigüzel bantlanmış uyduruk şarkıcı posterlerinin karşısında uyanıyorum her yeni güne. Gün, kısıntısız bok gibi. Kettle'ın fişi takılmayı bekliyor.

(Burada kesiyorum, varsın kanasın..)

Cumartesi, Mayıs 19, 2007

Bis..

Dur, başka şeylere bakarken olmaz.. Başka işlerle meşgulken, aramıza "başka"yı sokarken olmaz. İnsan ayrılırken başka^laşır belki de, başkalanamaz. Belki birkaç gözgürültüsü; birkaç yüzyaşı yağar, sorular sorarsın cevapları kayıp, hiç olmamış..
Belki, who's to know;

"Yeniden, bir daha, one more time..."

Cuma, Mayıs 18, 2007

False Flags..

"Gece, melankolinin fırat ırmağı.."
demiş ve yastığa gömüp başımı karanlığın sufli cinlerinin ayaklarıma işemelerine izin vermiştim. Sabah; yüzümde yılan derisi, uyandım. Ölü kelebeklerin tretuarlara kenar süsü olduğu bir şehirde adımlarımı, gerisin geriye ilerleyen zaman^ın aldırışsızlığına sürdüm. Avcumda resmi, birinin..

Çok hırlı, çok hırsız sevişmelerin ertesine bir sigara konulur, yaralara tütünden tampon.. "Siktir git ve beni benle bırak, hastalara umut vermek yasaklandı" dedim ben. Dedi o, "Kes umutlarını kâğıttan yelkenler yap, gidiyorum, dudağının bir yanı hep kanasın". "Senin gönderlerine hep yanlış bayraklar çekilecek, misojinist bir mahsul bu küfrettiğin ve seni o öldürecek" dedim ben. Dedi o, "Bulutlardan indirilen örcinde izi vardı ayaklarının, ters dönmüşler ve hamamböcekleri bunu bir nükleer patlama sanmış.. Şimdi cemrelerin düştüğü yerde randevum var. Hepimize iyi hayatlar!".

Hep bir yanı yenmiş, bir yanı yanlış bayraklar taşıyorum göğsümde. Siper et şimdi birşeyleri gücün yeterse.

Salı, Mayıs 15, 2007

Vazgeçebilmek..

Bilinmeli ki kolay değil. basit değil..

Zincirleri kırmaktan bahsediliyor vazgeçebilmek dendiğinde; oysa membranın yırtılmasıdır vazgeçebilmek, kimliğin değişmesi, asit-baz balansının kayması, yeşilin yürüdüğü bir dalın ağır ağır kırılması.. Çiçeğin solması kanırta kanırta. O pencereden o denizin artık o kadar da güzel olmaması. (eğiyorum başımı bu cümlede)

Önce sahip olur insan. Bir "şey" vardır ve artık o`nundur. Kazanabilmek, sahip olabilmektir adı: adı, nüfus memurunun kayda geçmeye can(simidi) attığı bir güzellik silsilesidir; müteselsilen sorumlu kılar insanları; "sahibim! efendim benim!" canhıraşlığında bir teslimiyet ve sahiplenme akdidir zımnî. Zaman, o kutsal ama acımasız tanrı, atomları moleküllere lehimler gibi, sahip olunan ile sahip olanı iliştirir gibi.. bağlar..

Misali yok, eşsiz bir ahengin hinterlandı bu görülen; bu hissedilen yalınlık, bu sahipliğin ve vakfedili$in bitimsiz efsununda adımlayan manolya ezgisi... Neyse yahu. Gelgelelim vazgeçmek gerekiyorsa sahip olunandan, gelelim ve gidelim bezbebeğim, dağım eteğim, mistik kuşum!

vazgeç benden: sevinçler gülmüyor!

Vazgeçilenin avaz avaz iniltisi şimdilerde. He?

Pazar, Mayıs 13, 2007

Our Happiest Days Slowly Began To Turn Into Dust..

Red Sparowes insanları,
"Sürükleyici bir parça ile insanlar nasıl fişteklenir?" sorusuna yanıt olarak 5,41'lik bu güzelliği bulmuşlar.

Saygılar..

Man of the Hour..

'Cause the man of the hour is taking his final bow goodbye for now'..
Big Fish'in öldürücülüğü yetmezmiş gibi bi'de bu Pearl Jam insanları böylesi bir parça yapmışlar; yarmışlar..

You Never Wash Up After Yourself..

Radiohead'den bahsedince insan bi' garip oluyor.. Tanımlamıyor, yarıda kesiyor..
Bu şarkı da beni heder eder, verem eder, darth vader eder..
^Everything is startin' to die^..

Just A Song Without A Name..

En kaotik, en karanlık Sopor Aeternus parçasından bahsediyoruz..

Çarşamba, Mayıs 09, 2007

Flowers From The Man Who Shot Your Cousin..

Cillopstar iki tane şarkılarını dinledim bunların.. Bulunuz..

Yndi Halda..

Tertemiz müzik yapan insanlar.. Uzun, katlanılamayacakmış gibi duran ama farkettirmeden insanı saran şarkılarıyla süperler kısaca..

Cumartesi, Mayıs 05, 2007

Kent..

Onları seviyorum.. Ne dediklerini çözemesem de, şıksız, alternatifsiz olarak sorular sorduklarını ve cevapların bende gizli olduğu kulağıma fısıldadıklarını duyumsayabiliyorum.
Kent de;
"insanda bulunan bir damar" olarak vaktinde naif müzisyenleri öntanımlamış bir dostumun hedayesidir mene..

Sitting in the Smoking Lounge of an Airport with a Broken Heart..

Ne diye dağıldılar bilmiyorum ama bu Carissa's Wierd insancıkları ruha dokunan müziğin temsilcilerden olduklarını göstermiş oldular en azından.. Beni en fazla hislendiren şarkıları da bu işte:
"You left me sitting in the smoking lounge of an airport with a broken heart"..

Will the Summer Make Good For All Of Our Sins?

Múm;
İzlanda'nın temiz müzik yapan gruplarından.. Summer Make Good albümlerindeki bu enfes parçayla tebalarını stabil kıldılar bir kez, sikseler de mercimek çorbası bundan sonra bize.

Coxcomb Red..

Songs: Ohia'nın ruhsal arınım tadındaki muhteşem parçası.. of be..
"every love is your best love and every love is your last love
and every kiss is a goodbye"
lirikleri ile bu indie rock insanlarının, tezat nosyonlara yaklaşımlarını en açık, en beyaz şekliyle anlamamızı mümkün kılıyor.. Dinleyenlerin kulakları kanıyor..

-Yalnızlık-

"Kibrit kutusunda, diğerleri ile aynı yöne bakmayan o çöp olmaktır, yanmış hâlde..." demişti biri.
Hep o iki -tıre- arasında kalmak bir yerde de..

Bey'oğlu, kimin oğlu ?

Kankardeş olduğumuz sokaklar.. Yürüyerek geçebiliyorsunuz o tramvayı, o dar ve tarih kokan ara yollardan arterlere nüfuz ediyor tüm paramparçalıklar.. Ayağınıza başları kopuk gövdeler takılıyor Beyoğlu'nda..

Cuma, Mayıs 04, 2007

The Rise and Fall..


Neil Hannon'un bizlere hediyesidir bu parça.. 'Biz' olmaya inancımız olduğu müddetçe kimse ve hiçbir şey önümüzde duramaz gayrı. Güneşin doğuşuna üzülmez, batışına da sevinmeyiz. Düşlere müsait gerçekler kurarız..

Kaygı..

"Gözlerin iki el ateş eder gibi bakıyor"
..
.

Düşünce günlerinde bir biçim düşü..

Belki böyle, ölünce biz de iyi adam oluruz..

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni..


Üvercinka'sındaki 20 şiirine final satırı olarak uygun görmüş Cemal Süreya bunu..
"Aşk, nedensiz sevmekmiş" diyen gnçtrkcll insancıklarına ders mahiyetinde..
Farewell..

^İkimizin de kedi olduğu bir hayatta görüşürüz..^

Jeux D^enfants..

"Cap ou pas Cap?"
Bir dostumun ısrarı üzerine seyrettim bu filmi.. İyi ki de seyretmişim, diyorum şimdi. Oynanan oyunlar var biliyoruz.. Oynanacak oyunlar bir de, bir de, oynanmayacak tek oyun var.. İşte o denli krizalit hissiyat toplamı..
.. Julien&Sophie ..

Perşembe, Mayıs 03, 2007

Mah'Sun Hipermüşkülpesent..

Ama arkadaşlar iyidir'mi sizce de?
Üşüyen ellerini çaldığı ama sonradan yerine teslim ettiği arabanın klimasının teklifsizliğine emanet etmiş bir varoş zümresinden Mahsun.. "Beyler koalisyon!" diye emir terakki eden Tuncel Kurtiz'in cigaraya uzanan dudağında saklı belki de, ezilmişliğini naylon kimliklerin tahta gözlerine haykıran azınlığın vaveylası. Baba Zula ve Yansımalar eşliğinde bir şiir sanki..

Bilmem;
belki de "Beni taksime götür!" diyemediğimiz içindir bunca keder.

Çarşamba, Mayıs 02, 2007

I^d like to sing..

Devendra Banhart denen herifin en güzel şarkısının, en güzel nakaratı.. Yani; A Ribbon. .
"One, two, three, four" diye giriyor eleman, ondan sonrası zaten yumuşacık, ılıcık, mıncıklanası bir şey..
..Din^leyin..

Sigur Ros..

Bir piyano sesi, bir çocuğun soluk alışı, bir kaleydoskopun yere düşüp kırılışı, çiçeğin soluşu gibi bir şey var bu insanların müziğinde... İnsana insan kadar uzak, insana hayvan kadar yakın bir şey.

"İnsan, hayvanın başına gelen bir hastalıktır" diye bir sözünü hatırladım çok sevdiğim bir çağfilozofunun şimdi; eğer bir gülü dikenine rağmen sevmekse zafer, insan olmaya bile değer bu kutsal ülkü için. (yeah!)
Gelsinler artık. . Gelsinler de dinleyelim buzul kıtanın mistik perilerini..
Diğ'mi?

Reptiloid Tears..

Fazlaca naif, fazlaca nahif insanoğlu.. Kuliste makyaj tazelemeyi unuttuğunda ruhuna giydiği libasın şeffaflığını ve maskının belirginliğini engelleyemiyor ne yazık ki. Ne yazık ki her gün yalanlar söylüyor, her gün yalanlar yaşıyor, yalandan ağlıyor her gün, "küçücük ama yeni bir şey" olsun, istemiyor..
Varsın, istemesin..
[Gayrı meşru bir çocuk gibi büyüyor gözbebeklerinde ihanet!]

Flaneur..

"Serseri Bilge" diye çevirirsem hiç de fena olmaz aslında.. Ben.
Arthur Rimbaud dersem, Charles Baudelaire dersem cuk oturur meselâ. Kalabalıklarda bile yalnızlıklarının golden shot'ını yaşayan, gezdikçe öğrenen ve de öğreten; hayat denen oyunun spontan iştirakçileri olarak dağınık saçlarıyla yolları aşındıran o ruh elçilerinden bahsetmek istiyorum aslında..
Turist Ömer'den, Jack Kerouac'dan..
- İçimizdeki serserinin sigarasını yakamadık !